22.08.2011

Afrika' daki Açlık Türkiye' ye Nasıl Göz Kırpıyor?

Afrika...

Şu anki en son bilgilerimize göre insanlığın ilk kez ortaya çıktığı ve dünyaya oradan yayıldığı Homo Saphiens' in doğum evi...

Afrika'daki Sorunlar Sarmalının Oluşum Süreci

Kölelik

Afrika, medeni dünya sakini insanlar için uzun süre "bilinmez, egzotik, vahşi, barbar, ilkel" olarak kaldı. Belki hala daha öyle... Ancak burası medeni dünya insanları için kullanılması gereken bir kaynaktı. İlk olarak Afrika' nın zengin insan kaynağı, temelde pamuk işçisi olarak kullanılmak üzere köle olarak Amerika' ya götürüldü. Çünkü pamuk üretimi, sıcağa dayanıklılık gerektiren ve haklarını savunabilecek medeni insanların çalıştırılması zor, yoğun işgücüne muhtaç bir tarımsal üretim şekli idi. Tekstil sektörünü besleyecek pamuk için ucuz insan gücü şarttı ve Afrika bunun için harika bir kaynaktı. Yüz binlerce Afrikalı, pamuk (ve şeker) üretiminde çalıştırılmak üzere köle olarak medeni insanların hizmetine sunuldu.

Kaynak Sömürüsü

Afrika halklarını bir miktarı köle olarak kullandıktan sonra meraklı ve keşifçi medeni insan, Afrika' nın diğer kaynaklarına da göz dikti. Çeşitli madenler, fildişi ve bunun gibi çeşitli ürünler yine oradaki insanları köleleştirilerek medeni dünyaya sunuldu. Ancak bu süreçte büyük zorluklar ortaya çıkıyordu. Efendilerin de Afrika' da olması gerekiyordu. Gelin görün ki kıta, medeni insanlar için çok fazla hastalık barındırıyordu. Bu aşamada modern tıp, önce efendilerin orada yaşamasını sağladı. Ancak ithal tıbbın nimetleri artık sadece efendilere değil, yerlilere de hizmet sunmak zorunda kalmaya başladı. Çünkü 20. yüzyıla doğru ilerlenirken hem köleler bazı hakları olduğunu söyleyebilecek kadar medeniyet ile kaynaşmış, hem de medeni insan en azından türdeş olduğu canlıların eşit haklara sahip olması gerektiğine ikna olmaya başlamıştı. Ayrıca üretilen ürünleri satın almak isteyen canlılara ihtiyacı vardı büyüyen endüstrilerin. Ve bilim destekli mantık gelişip toplumları besledikçe modern insan, diğer canlıların bile bazı hakları olabileceğini ayrıt etmek zorunda kalıyordu. Evet bırakın insanı, diğer canlıların da hakları olabilirdi, çünkü insana benziyorlardı. Kraliçe Viktorya, Londra Hayvanat Bahçesi' nde orangutan Jeni ile tanıştıktan sonra belki de kendini tutamayarak şöyle demişti: "Ürkütücü, ızdırap verici ve can sıkıcı derecede insan."

Modern Tıp ve Endüstriyel Tarım

Böylece tıp sektörü Afrika' ya  el attı ve özellikle çocuk ölümleri azaldı. Nüfus arttı. Nüfus artıp doğal kaynaklar modern toplumlarca tüketildikçe ve de işgücü modern insan ihtiyaçları için kullanılmaya zorlandıkça yerel insanların avcılık, toplayıcılık, gıda saklama gibi kendine yeterlik sağlayan bilgi ve yetenekleri hem kullanılamadı, hem de bu yolla mevcut nüfusu beslemek mümkün olamadı. Bu sebeple mecburen endüstriyel tarım da sahneye çıktı ve insan nüfusu  daha da arttı, arttı, arttı...

Şiddet ve Mülkiyet İlişkisi

Böylece yeni bir içinden çıkılmaz bela baş vermeye başladı. Endüstriyel tarım genelde "nasıl dağıtılacağı?" ciddi sorun olan artı değer yaratır. Üretimi belli bir masraf gerektirdiği ve asıl amaç kar olduğu için endüstriyel tarım ürünleri avcı, toplayıcı ya da hatta geleneksel tarımcı toplumlarda olduğu gibi paylaşılamaz. Ünlü düşünür Rousseau "Şiddet, mülkiyetle başlamıştır." diye bir tespitte bulunmuştur. Afrika insanları nüfusları arttıkça bağımsız kabile yerleşimlerini terk edip şehirler kurmak; bunları uygun yönetebilmek için çeşitli modern kitle-devlet yönetim sistemlerini uygulamak zorunda kaldı. Böylece belki eskiden de olan, ancak mülkiyetin sınırlı olmasından dolayı sınırlı kalan şiddet, nüfusun ve sahip olunabilecek mülkün artması ile doğru orantılı olarak arttı.

Güvenlik ve Gıda Temini İlişkisi

Ve yine ilginç bir noktadır ki endüstriyel tarım, sürdürülebilir olamamasının yanı sıra büyük oranda güvenliğe ihtiyaç duyar. Bir hayvan sürüsünden, koca bir mısır tarlasından, bir meyve bahçesinden o bölgede yeterli güvenlik olmadan verim-ürün alamazsınız. Savaşın olduğu yerde tarım olmaz. Böyle bir ortamda gıda, uzaklardan ithal edilmek zorundadır.

Küresel İklim Değişiminin Gıda Üretimine Etkileri

Ve yine ayrıca endüstriyel tarım, mutlaka istatistik temelli batı bilimi destekli olarak yapılmak zorundadır. Bu sebeple de bu şekilde tarımın yapılacağı bölgede küresel iklim değişimi kaynaklı tahmin edilemeyen doğa olayları olması (beklenmeyen kuraklık, sel, fırtınalar, aşırı sıcak veya soğuklar) üreticileri strese sokar. Üreticiler riskleri azaltmak için özellikle su kaynaklarını garanti altına almaya ve bulunca da sınırsızca kullanmaya çalışırlar. Elbette ki endüstriyel tarımsal üretim aşırı su tüketir (insanlığın mevcut tatlı su tüketiminin yaklaşık % 70' ini) ve su kaynakları tükenir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım devasa bir yok oluşun kısa, yazıyı uzun tutmamak için aralarda birçok detayı atlamak zorunda kaldığım öyküsü. Bu öyküyü daha da özetleyip kronolojik olarak süreci maddelerle belirtmek gerekirse:

Afrika' nın başına gelenler:

1- İlk temaslar sırasında yerliler katledildiler.

2- Köleleştirilip, başka kıtalara gönderildiler.

3- Köleleştirildiler ve kıtanın doğal kaynakları modern toplumların zenginleşmesi için kullanıldı.

4- Nüfus azaldı, korku hakim oldu. Yerel kültürler ve hayatta kalma pratikleri çökmeye başladı. Çözüm olarak gelişmiş toplumlar ilaç ve tedavi desteği verdi.

5- Nüfus yeniden arttı. Açlığı önlemek için endüstriyel tarım ortaya çıktı.

6- Nüfus daha da arttı. İnsanlar şehirlere doldu ve dünyanın diğer bölgelerinde uygulanan çeşitli yönetim modelleri ile yönetilmek zorunda kaldılar. Bu yönetim sistemlerine hem yönetenler hem de yönetilenler uyum sağlayamadı. Tarım ve yoğun nüfusun oluşturduğu atıl artı değer, toplu şiddeti/savaşları doğurdu.

7- Modern dünyada nispeten azalan savaşlar sebebi ile satışları düşen silah sektörü (ki devletler gelir elde edebilmek, siyasi partiler seçilebilmek için bu sektöre muhtaçtır), kıtaya bol bol silah sattı. Mülkü ele geçirmek isteyen yöneticiler halka zulmederek gitgide kısıtlı hale gelen kaynakları modern insanlığa akıtmaya devam etti.

8- Süreğen şiddet hali, küresel iklim değişikliğinin etkileri ve kıtanın doğal kaynaklarının sürdürülemez sömürüsü tarımsal üretimi de sürdürülemez kıldı. Sonuç: AÇLIK VE SEFALET

Şu anda tüm Türkiye bir seferberlik ruhu ile Somali' ye yardım ediyor. Yardım eden insanlar vicdanını rahatlatırken yönetimdeki siyasi parti prim yapıyor ve Türkiye dış siyasette adını duyuruyor. Bunlar kısa dönem için doğru işler gibi görünmekle beraber asla gerçek çözüm değiller. Bu sorunlar karmaşası için olası tek gerçek çözüm, oraya uzman grupları göndererek yerel insanların kendi kendine yeterliliğini kazanabileceği pratikleri kazandırmaya; eski kültür ve ekolojik döngülerinin yeniden sağlıklı işleyeceği bir hale getirmeye çalışmakla bir dereceye kadar mümkün olabilir. Ancak günümüzün kurtlar sofrası dünyasında hiçbir devlet, gerçek anlamda çıkarsız bir şey yapmaz, yapamaz. Muhtemelen yıllar içinde bu gruplar yine sömürü amaçlı kullanılmaya çalışılabilir. Yine de bence bu çözüm, kötünün iyisi.

Türkiye ve Açlık

Belki asıl daha hazin olan, aynı sorunun bizim de kapımızı çalıyor olduğu. İnsanımız endüstri ve kapitalizm sebebi ile kendi kendine yeterlilik ile ilgili tüm bilgisini kaybediyor. Köylerde yerel kültürleri yeni kuşaklara aktaracak çocuklar, modern hayatın cazibesine kapılarak şehir meslekleri (hemşire, öğretmen, mühendis) edinerek şehre göçüyorlar. Endüstri ve kapitalizm yapısı gereği, doğal kaynakları sömürüyor ve küresel iklim değişikliğinin etkileri gitgide kendini daha fazla gösteriyor. Domates üreticisi artık salçayı süpermarketten alıyor. İnsanlarının kendi gıdalarını üretip saklama pratiklerini kaybettiği bir toplumda küçük bir gıda krizi, fırınlar kapalı iken ekmek üretemeyen; süpermarketler çalışmaz iken tarhana yapamayan; yolda gördüğü ebegümecini tanımayan-tanısa da nasıl tüketileceğini bilemeyen; zaten hazır gıdaya da fazlası ile alışmış bir halkın üzerine kabus gibi çökecektir. Ülke olarak endüstriyi baltaladığı gerekçesi ile köy enstitülerini, ev ekonomisi bölümlerini kapattık. Daha verimli olduğunu sanarak endüstriyel tarımı ve sonucunda üretilen ürünlerin uzaklara gönderilmesini destekledik. Topraklar, bu gidişle asla önü alınamayacak bir erozyon tehdidi altında günden güne yok oluyor. Oluşturulan yapay ormanlar bile maalesef aslında tek tip ağaçlardan oluşan büyük endüstriyel işletmeler... Toprak, üzerinde yaşayanı beslemiyor, desteklemiyor. Her yer,  yoğun rekabet içinde ayakta kalabilen için kar amaçlı bir işletme. Oysa toprak, gıda ve gıda edinme bilgisi/kültürü, kar hırsı için vazgeçilemeyecek kadar değerli.

Fazla söze gerek yok, Somali' ye iyi bakalım. Çünkü geleceğimiz oradan bize göz kırpıyor olabilir.

Son söz

Voltaire' in Kandid (Candide) adında bir romanı vardır. Özetle romanın baş kahramanı Kandid evinden ayrılır. Felaketler, zorluklar, yenilgiler ve zaferlerle dolu bir çok macera  yaşar. En sonunda Anadolu' da yaşlı bir adamın evine misafir olur. Yaşlı adam sakin bir hayat yaşamakta ve evinin arkasındaki bahçe ile ilgilenmektedir. Kandid yaşlı adama hayatın anlamını sorduğunda yaşlı adam "Hayat, arka bahçeni yetiştirmektir" der.

Bu kitaptan benim anladığım, bir insan yaşadığı yere en yakın toprak ile ilgilenmeli ve bunun sayesinde kendine yeterli olabilmelidir. Bir aile, bir halk ve tüm dünya için de durum böyledir.

Kısaca "Hayat, arka bahçeni yetiştirmektir"

Saygı ve sevgilerimle
Hakan Ozan Erzincanlı
 

Bu makalenin orijinali www.tarimsal.com adresinde yayınlanmaktadır. Makaleyi, kaynak ve yazar belirtmek şartı ile istediğiniz yayın organında sınırsız olarak yayınlayabilirsiniz.