11.07.2010


Ekonomik ve Ekolojik Krizde Tarım ve Gıda

Önemli sayıda uzman, hem ekonomik hem de ekolojik, çevresel anlamda dünyanın içine düştüğü kriz ortamında inorganik kimyasalların kullanıldığı, petrole ve endüstriye bağlı modern tarımın geniş kitlelere gıda sunabilmek için tek çözüm olduğunu düşünüyor.

Oysa aslında mevcut modern kimyasal endüstriyel tarım, ekolojik ve ekonomik krizin ana sebeplerinden biridir.

Bu bağlamda kimyasal tarımın uygun ve insanlığın bu tip tarıma muhtaç olduğunu düşünenler 1991 yılında dünyada insan başına düşen tarım alanının 3,3 dönüm iken bu oranın 2025 yılında kişi başına 2 dönüm ve 2050 yılında da kişi başına 1,5 dönüm olduğunu söylüyorlar. Bu durumda tarımsal üretim yapılabilecek arazilerin azaldığını, yoğun ve kimyasal tarıma mecbur olduğumuzu iddia ediyorlar. Peki gerçekten böyle mi?

Pek değil. Çünkü dünya nüfusu ve açların oranlarına dair FAO verilerini incelediğimiz zaman 2006’ da %12,42 olan açlar oranının her yıl % 1 artarak 2009’ da % 15’ e yükseldiğini görüyoruz. Ayrıca yine FAO’ nun 2009 yılı verilerine bakarsak her yıl 16.000 çocuk açlığa bağlı sebeplerden ölüyor. Bu tablo bana modern kimyasal tarımın ve mevcut gıda dağıtım sisteminin insanlığın açlık sorununa pek çare olmadığını söylüyor ne dersiniz?

Mevcut tarımsal üretim ve gıda tedarik sisteminin sürdüğü bir geleceğin nasıl olacağını görmek için Antalya Kumluca’ yı veya daha beteri İspanya San Augustin’ deki seralar bölgesini (özellikle uçaktan çekilmiş fotoğraflarını) görmenizi isterim. San Augistin’ de sera yoğunluğundan adım atacak yer kalmamış. Tek bir kuşun, bir hayvanın yaşayacağı en ufak alan yok. Üstüne üstlük buralarda Kuzey Afrika’ dan kaçak gelen mülteciler son derece sağlıksız şekilde kötü koşullarda çalıştırılıyor. San Augustin, daha az alanda yoğun kimyasal tarım yapılması ve gıda ihtiyacının bu şekilde karşılanmasının varacağı noktanın resmi…



 

Gelecekte böyle bir dünya istiyor muyuz? Ya da buna mecbur muyuz gerçekten?

Tarımsal Üretim Maliyetlerinin Gıda Zincirindeki Payı

1997 yılında ABD’ de yapılan bir araştırmaya göre gıda için verilen 100 doların sadece 21 doları tarımsal üretime gidiyor. Geri kalan 79 dolarlık kısmı işçilik, paketleme, nakliye, enerji, kar, reklam, yıpranma, kira, faiz, bakım, vergiler, diğer giderlere gidiyor.

Yani siz diyelim ki bir paket makarna aldınız ve 1 TL verdiniz. Buradaki ödemenizin ancak 20 kuruşu tarımsal üreticiye, geri kalan 80 kuruş bunu makarna haline getirip size ulaştıranlara gidiyor. Sütte bu durumu rahatça görüyoruz. Markette litresi 2 TL olan pastörize süte ödenen ücretin ancak % 20-25′ i süt üreticisine ulaşabiliyor.

Yine Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan bir çalışmada gıda sisteminde enerji kullanımı araştırılmış. Toplam 10.25 katrilyon Btu enerji:

  • Evde soğutma, gıda hazırlama % 31

  • Restoranlar, hazır yemek % 7

  • Perakende gıda % 4

  • Paketleme % 7

  • İşleme % 16

  • Nakliye % 14

  • Tarımsal üretim % 21
     

oranlarında tüketiliyormuş.

Tam bu noktada çok önemli bulduğum için daha önceleri de yazılarımda bahsetmiş olduğum Dünya Sağlık Örgütü’ nün kronik hastalıkların önlenmesinde tarımla ilgili bazı önerilerini hatırlatmak istiyorum:

Sağlık: Yakın çevreden edinilen sebze ve meyveler tüketiciye varana kadar uzun bir yol kat etmek zorunda olmadığından henüz olgunlaşmadan toplanması gerekmez, dalında olgunlaşmasına izin verilebilir, böylece vitamin, mineral ve antioksidan içeriği daha yüksek olur.

Enerji: besinlerin ülkeler hatta kıtalar arasında taşınması için çok büyük enerji gereksinimi olmaktadır. nitekim ABD’de bir yılda tüketilen enerjinin toplamının %17’si gıda taşımacılığına harcanmaktadır.

Ekoloji: küçük çiftçilik ile üretilen ürünler besin değeri açısından endüstriyel tarımla elde edilenlerle karşılaştırılamayacak kadar üstündür. Küçük çiftçilik toprağı da koruduğundan gelecek nesillerin de beslenmesini güvence altına almaktadır.

Mevcut Gıda Tedariki Sisteminde Çarpık Üretim-Tüketim Süreci

1- Tarımsal faaliyetler ile gıda üretilir


Bu amaçla yüksek verim ve albenili ürün kaygısı ile insan ve çevre düşünülmeden aşırı kimyasal kullanımı; çeşitli makine ve ekipmanlarla toprakların ezilip harap edilmesi; özellikle azotlu gübre üretimi ve traktörlere büyük miktar fosil yakıt harcanması; laboratuvar ürünü olan ve üreticiyi firmalara bağımlı kılan hibrit ve tüketiminin sağlığa etkileri hala büyük soru işareti olan GDO tohumların kullanımı söz konusudur.

Kısaca özetlemek gerekirse mevcut tarımsal-hayvansal üretim sistemlerinde doğa acımasızca sömürülmekte; sağlıksız, pahalı, lezzetsiz ürünler üretilmektedir.

2- Gıda paketlenir

Bu amaçla gıda aylarca dayansın diye içine kimyasallar katılır; yapısı değiştirilerek bozulur. Maksimum kar elde etmek için gıdanın çeşitli kısımları farklı farklı amaçlar için doğa dışı yöntemlerle ayrıştırılır. Örneğin mısırın nişastası, şekeri, yağı vs. gibi her bir kısmı ayrıştırılır.

Oysa yüz binlerce yıllık genetik mirası sadece gerçek ve tam gıdaya alışık İnsan metabolizması gıdanın böyle çeşitli yapılarını tek yönlü tüketmeye uygun değildir. Obezite ve buna bağlı hastalıklar sağlık sektörü için iyi bir gelir kapısı oluşturur.

Bu gıdalıktan çıkmış gıda, sonradan çöp sorunu oluşturacak ambalajlara sarılır.

3- Gıda Nakledilir

Açlığı önlemek değil, lüks zevkleri tatmin için gıdalar kıtalar arası tonlarca petrol harcanarak nakledilir.

Bir çok gıda telef olur ve bu ziyan masrafı sağlam kalan gıdaların fiyatına ve tarımsal üreticinin sırtına yüklenir.

4- Gıda Satın Alınır

Üretim maliyetinin 2 ile 200 katına varan fiyatlara satılan gıda, tüketicinin ekonomik gücü yetiyor ise satın alınır.

5- Gıda Tüketilir

Bu kimyasallarla üretilmiş, uzaklardan gelmiş, doğal yapısını kaybetmiş, sağlıksız, lezzetsiz ve pahalı gıda, geleneksel bilgiden uzaklaşmış acil ve hatalı pişirme yöntemleri ile büyük oranda israf edilerek tüketilir.

………………….

Peki hep böyle mi olmalı? Bu çözümsüzlük sarmalı böyle mi devam edecek? Bir makalemde ekolojik tarımın dünyayı besleyip besleyemeyeceğini sorgulayarak şu hesabı yapmıştım:

  • Dünya insan nüfusu: 6.800.000.000 kişi

  • Günlük ortalama kişi başı kalori ihtiyacı: 2400 kcal

  • Yıllık ortalama kişi başı kalori ihtiyacı: 2400 x 365 = 876.000 kcal

  • Yıllık tüm insanların ihtiyaç duyduğu kalori miktarı: 876.000 x 6.800.000.000= 5.956.800.000.000.000

  • Bir dekar (1000 m2) tarım alanından yıllık üretilecek ortalama gıda kuru maddesi: 100 kg

  • Bir kg gıdada kuru madde olarak ortalama enerji: 4000 kcal

  • Dünyada işlenebilir tarım alanları miktarı: 49.318.620.000 dekar (FAO, 2007)

  • Dünyadaki tarım alanlarında yılda üretilecek kalori miktarı: 49.318.620.000 x 100 kg x 4000 kcal = 19.727.448.000.000.000 kcal

  • Dünyadaki tarım alanlarında yılda üretilecek kalorinin insan nüfusu ihtiyacını karşılama oranı: 19.727.448.000.000.000 / 5.956.800.000.000.000 = 3,31

Sonuç: Mevcut tarım alanlarda ekolojik tarım ile gıda üretildiğinde insanlığın ihtiyacının 3,31 katı kalori üretilebilir.

Peki ekolojik tarım ve tüm felsefesi ile ekolojik bir yaşam bu yukarıda bahsettiğim sorunları çözer mi?

Ekolojik Gıda Tedariki Sisteminde Üretim-Tüketim Süreci

Ekolojik tarım ve ona entegre gıda sisteminde gıda üretilir ve en kısa sürede tüketiciye ulaşarak tüketilir. Böylece:

  • Kimyasallar olmadan, sağlıklı, doğa ile uyum içinde tarımsal üretim vardır.

  • Yerel üretim, yerel tüketim ile taşıma minimumdur. Taşıma giderleri olmaz. Gıda ucuzdur.

  • Taze tüketim veya geleneksel saklama yöntemleri kullanılarak sağlıksız kimyasallar gıdaya bulaştırılmaz.

  • Gıda sonradan çöp oluşturacak ambalajlara sarılmadığı için kirlilik yaratmaz.

  • Artan gıdalar hayvanlara veya kompostlama ile bitkilere verilerek israf önlenir.

  • Yerel ürünler yerel yöntemlerle tüketime hazır hale getirilir. Kültürler korunur, sağlıklı beslenme yöntemleri sürekli gelişir. İsraf yoktur.

  • Ayrıca bu sistemde üretici ve tüketici sürekli iletişim halindedir ve üretimin kontrolü, denetimi bizzat tüketici ve/veya tüketici örgütlerindedir.
     

Tarımda ekolojik ve ekonomik krizin aslında sebebi de alım gücü yüksek tüketicilerin:

1- Tüketicinin bulunduğu bölgeye uygun olmayan gıdaları uzun nakliye süreçlerinden geçirerek talep etmesi,

2- Sezon dışı gıda ürünlerine yüksek fiyatlı yoğun talep göstermesidir.

Tüketicinin bu baskısı ithalatçıları

“ne olursa olsun gıdaları uzaklardan getirmeye”;

tarımsal üreticileri ne pahasına olursa olsun

“hormonlu kimyasallı üretim yapmaya”

zorlamaktadır.

Gıda tedariki ve tarım açısından krizleri önlemenin yolu bilinçli üretici ve tüketiciler tarafından uygulanan yerel üretim, yerel tüketim modelidir.

Bu bağlamda tüm tüketiciler “Fikir Sahibi Damaklar” a sahip olmalıdır.Bu bağlamda tüketici bilinci çeşitli eğitimler, kampanyalar, teşvikler ile arttırılmak zorundadır.

Bu konuda çoktan çalışmalar yapmaya başlamış çok değerli bir organizasyon olan Slow Food (yavaş gıda) Türkiye Yağmur Böreği konviviyumunu (bölgesel birim) bu farkındalık ve olumlu faaliyetlerinden dolayı kutluyor, çalışmalarının artarak sürmesini diliyorum.

Bilinçli aracısız geleneksel yerel üretim, yerel tüketim modelinin faydaları:

1- Gıdalar uzun mesafelerden taşınmak zorunda değildir. Fosil yakıt tüketimi minimumdur.

2- Gıdalar en taze halleri ile tüketilir. Besleyicilikleri maksimumdur.

3- Tarım ürünleri doğal zamanı dışı zamanlarda üretilmek amaçlı kimyasallar ile zorlanmaz. Gıda güvenliği maksimumdur.

4- Doğal zamanında ve yakında üretilen tarım ürünü üreticisinden aracısız alındığından üretim en kolay ve masrafsızdır. Fiyatlar minimumdur.

5- Geleneksel gıda saklama, pişirme yöntemlerinin kullanılması ile enerji tüketimi minimuma düşer, gıdanın sağlığa olumlu etkisi maksimuma çıkar.

6- Küçük tarımsal üreticiyi destekleyerek büyük çapta iş alanı yaratır.

Bu faydalara ulaşabilmek için kırsalda EKOKÖY, şehirlerde YAVAŞ ŞEHİR yapılanmaları kurulmaya başlanmasının ve mevcutların azami desteklenmesi yanı sıra,
özellikle tüketicilere bilinçli aracısız geleneksel yerel üretim, yerel tüketim modelinin faydaları etkin şekilde anlatılması

tarım ve gıda tedariki açısından ekolojik ve ekonomik çifte krizin en temel ve belki tek çözümüdür.

Önümüzdeki yol çok zorlu.

Belki bir çok tüketim alışkanlığımızı bırakmamızı; özellikle tüketiciler olarak bir çok lüks ve rahatımızdan olmamıza yol açacak…

Ancak hem kendi sağlığımızı, hem dünyamızı, hem de gelecek nesilleri korumanın başka pratik ve basit bir yolu yok.

Sevgi ve saygılarımla,
Hakan Ozan Erzincanlı

 

Bu makalenin orijinali www.tarimsal.com adresinde yayınlanmaktadır. Makaleyi, kaynak ve yazar belirtmek şartı ile istediğiniz yayın organında sınırsız olarak yayınlayabilirsiniz.

 

 

anasayfa