26.12.2011

Hayvanlar Büyük Konseyi Bildirisi

Ey insanlık,

Bizler hayvanlar alemi olarak son zamanlarda çok büyük sıkıntılar içerisindeyiz. O sebeple aynı alemden olduğumuz insan kardeşlerimize, bu metni iletmek zorunda kaldık.

Bizler hayvanlar olarak, alemdaşımız siz insanlar ile çok eskiye dayanan ilişkilere sahibiz. Bir zamanlar hep beraber mutlu mesut yaşardık. Ne zaman ki siz insanlar alet kullanmaya, ateş yakmaya başladınız; o günden beri size bir haller oldu.

İlk zamanlar sizlerle, hepimizin ayrı ayrı durumlarını içeren bir anlaşma yaptık. Ve uzun yıllar bu anlaşmaya hep beraber sadık kaldık. Bu anlaşmayı zaman zaman bozanlar olmadı değil elbet. Örneğin sizlerin bir dönem büyük bir savaşçısı ,ki siz ona Cengiz Han dersiniz, sırf alıştırma olsun diye askerlerini tüm Asya kıtasının çevresine çember şeklinde dağıtır ve sonra önüne çıkan tüm canlıları öldürerek bu çemberi kapatırdı. Bu zalimliğe karşılık anlaşma şartlarını uygulamak zorunda kaldık ve Asya' nın kurak ve fakir olmasını sağladık. Dönem dönem anlaşma bozuldukça benzer cezaları karşılıklı birbirimize uyguladık.

Son zamanlarda da anlaşmanın şartlarının tarafınızdan çok ciddi biçimde bozulduğunu görmekteyiz. Sizlere bir kaç örnek ile anlatmaya çalışalım:

Çiftlik hayvanları son zamanlarda tarafınızdan asla kabul edilemeyecek kötü muamelelere maruz bırakılıyor. Mesela sığırlar... Onlar sizinle birlikte yaşamayı seçmişti. Size süt hatta gerektiğinde et, deri vs. verecek ve sizler de onlara yaşadıkları süre boyunca güvenlik ve refah dolu bir hayat sağlayacaktınız. Oysa sizler keşfettiğiniz en zalim şey olan para uğruna sığır kardeşlerimizi kendi gübreleri içerisinde çürütüyor, kimi zaman karanlık odalarda ömür boyu süren işkencelere maruz bırakıyorsunuz. Analarının sütünü daha fazla alabilmek için sığır yavrularını doğar doğmaz analarından ayırıyor; anayla yavruyu günlerce ağlatıyorsunuz.

Keza tavukların durumu bundan da içler acısıdır. Tavuk kardeşlerimizi hızla etlerini alabilmek için acayip mahluklara döndürmüşsünüz. Kısacık ömürlerini tıkış tıkış yerlerde geçirip, icat ettiğiniz ölüm makineleri ile korkular içerisinde katlediyorsunuz. Yumurta içinse tavukların gagasını kesiyor, aylarca küçücük hapishanelerde tutarak işkence ediyorsunuz.

En eski dostlarınız atlar ve köpekleri yemeyi bıraktınız. Ancak at kardeşlerinizin yerine tekerlekli cansız mahluklar kullanıyorsunuz ve bu mahlukların hepimizin havasına püskürttükleri zehirli gazlar dünyamızı kirletiyor. Hem bu mahluklar için her yere kapkara yollar yaptınız ve bu yollar bizler için bir ölüm ırmağı gibi, geçen ölüyor. Köpek kardeşlerimizi de özgürce mutlu yaşadıkları köylerden, çiftliklerden çirkin şehirlerinize taşıdınız. Beğendiklerinizi yanınıza alıyor, beğenmediklerinizi ve şanslı olanları barınak denen yerlerde hapis tutuyorsunuz. Şanslı olmayanları ise "uyutmak" denen garip bir tabirle hemen öldürüyorsunuz. Hatta duyuyoruz ki baş düşmanınız farelere karşı omuz omuza mücadele verdiğiniz bazı kedi kardeşlerimiz, hayatlarında bir kez çimlerde yuvarlanamadan karanlık evlerinizde yaşamak zorunda kalıyormuş.

Denizlerin durumu iyice içler acısı olmaya başladı. Balıkların yerlerini acayip cihazlarla saptayıp, kocaman teknelerle ve ağlar ile büyük küçük demeden topluca yakalıyorsunuz. Arada istemediğiniz türler olsa bile hepsi ölmek zorunda. Birçok balık türü yok oldu ve kalanlar da bu gidişle tamamen yok olacak. Görünen o ki balıkları da kafeslere kapatıp, artık tamamen tavuk kardeşlerimize yaptığınız gibi bir düzen kurmak istiyorsunuz.

Hele yunuslara yaptığınıza hiç akıl sır ermez. Size zeka olarak en yakın bu denizler şahını yakalayıp kafeslere kapatıyor, onları kustura kustura, asla yemeyecekleri ölü  balıklara alıştırıyor, sonra da ölene kadar kendinize şaklabanlık yaptırıp eğleniyorsunuz.

Sizler ile sıkı fıkı yaşamayı kabul etmemiş, "vahşi" diye adlandırdığınız özgürlüğüne düşkün hayvan kardeşlerimizin ise çoğunun neslini tükettiniz. Kalanları da ya şehirlerinizde hayvanat bahçesi dediğiniz kapalı yerlerde numunelik tutuyor, ya da bilimsel araştırmalarınız için sınırlı yerlerde bir miktar yaşatıyorsunuz. Ayrıca yaşam alanlarımız da sayenizde git gide azalıyor. Her yere evler, yollar, fabrikalar yapıyorsunuz; tüm dünyayı kaplıyorsunuz.

Dünyanın yüzeyini bizi yok etmek pahasına kaplamanız yetmiyormuş gibi havamızı da mahvettiniz. Her yere kurduğunuz fabrikalar kara dumanlar püskürtüp havayı kirletiyor. Boğuluyoruz. Denizler her geçen gün pisliklerinizle kirleniyor. Sorarız size, buna ne hakkınız var? Bu dünya sadece sizin mi? Bizlerin olmadığı bir dünyada mutlu mesut yaşayabileceğinizi mi sanıyorsunuz?

Ey insanlık! Bilesiniz ki anlaşmanın şartlarını bozuyorsunuz. Bizler uzun zamandır yavaş yavaş gelişen bu değişikliklerin artık katlanılamaz olduğuna karar verdik. Bu sizlere son ihtarımız. Kardeşlerimize işkence etmeyi bırakınız, havamızı-suyumuzu kirletmeyiniz, bizleri son kalan yaşam alanlarımızdan sürüp türlerimiz yok etmeyiniz.

Bu sizlere son uyarımız. Yaşam döngüsü denen kaotik düzen, sizin o çok övündüğünüz aklınızla bile anlaşılması çok zor, çok karışık bir şeydir.

Ve bu döngü siz tek başınıza kaldığınızda dönmez oluverir. Üzülürsünüz.

Saygı ve sevgilerimizle

Hayvanlar Büyük Konseyi Adına
Dışsözcü
Hakan Ozan Erzincanlı


 

Bu makalenin orijinali www.tarimsal.com adresinde yayınlanmaktadır. Makaleyi, kaynak ve yazar belirtmek şartı ile istediğiniz yayın organında sınırsız olarak yayınlayabilirsiniz.

 

anasayfa