07.04.2011

Atom Bombası ve Nükleer Santraller

Bundan yaklaşık 5 yıl önce bir gün yürürken yolda bir arkadaşımı gördüm. Beni heyecanlı heyecanlı bir nükleer santral protestosuna çağırıyordu. Bense nükleer enerjinin temiz bir enerji olduğunu, asıl kömürle çalışan termik santrallerin çok ciddi kirlilik yarattıklarını ve Türkiye' de mevcut olduklarını, asıl onların protesto edilmesi gerektiğini belirttim. Uzun uzun konuştuk. O zamanlar nükleer, GDO gibi bence insanlığın yüz akı olan yeni teknolojileri reddeden güruhun aslında bilimsel açıdan cahil olduklarını; bu kişilerin toplaşıp her şeyi protesto etmeyi sevdiklerini ve onların bu romantik tutkularının dünyaya çok zarar verdiğini düşünürdüm.

Fen bilimci olmamın da etkisi ile beni protestoya çağıran arkadaşımı nükleerin iyi, temiz olduğu konusunda neredeyse ikna ettim. Arkadaşım, aklında cevap bulunması gereken yeni onlarca soru ile ayrıldı yanımdan.

Aradan geçen zamanda nükleer teknoloji konusunda okudum, araştırdım, sordum soruşturdum. Tarafsızca tüm koşulları değerlendirmeye çalıştım. Ve art arda o kadar çok bilgi nükleer teknolojinin tam anlamı ile bir hata olduğunu gösterdi ki bana, şu an bunun savunulacak bir yeri olmadığına artık kesin olarak eminim. Fikrimi büyük oranda değiştiren bu bilgileri ve yorumlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk olarak atom bombasının kısa tarihini James C. Davis' in yazdığı "İnsanın Hikayesi" adlı kitaptan özetleyerek ve biraz yorumlayarak aktarmak istiyorum.

Nükleer Bombanın (Atom Bombasının) Basit Tarihi

Buna göre daha 2. dünya savaşının başlamasından hemen önce bilim adamları nükleer enerjiyi araştırıyorlarmış. Bu teknolojinin ucuz elektrik üretilmesinde mucize bir yöntem olduğu, aynı zamanda üretilen enerji birden ortaya bırakılıra bunun çok korkunç bir bomba olacağı bilgisi tüm dünyada kulaktan kulağa dolaşan bir efsaneye dönüşmüş. İnsanların modern teknolojilerle yeni yeni tanıştıkları böyle bir dönemde, özellikle yöneticilerin bu teknolojiyi hayallerinde nasıl canlandırdıklarını bir düşününüz. Olasılıkla böyle bir teknolojiye sahip olan milletlerin dünyaya hakim olacağını, sahip olmayan milletlerin ise yok olacağını düşündüler.

 2. dünya savaşı sırasında Nazi Almanya' sı atom bombası yapmak için çalışmalar başlatmışlar ve bazı bilim adamları bu bilgiyi ABD başkanı Roosvelt' e bir sözcü vasıtası ile bildirmiş. ABD' nin mutlaka Alman' lardan önce bu bombayı yapması gerektiğini vurgulamışlar. Ve Roosvelt bir atom bombası yapılması için çalışma başlatılmasına, bunun hızlı ve gizli şekilde yürütülmesine karar vermiş. Öyle bir hız ki 1945 yılına gelindiğinde projede 120.000 kişi çalışıyormuş. 1945 Temmuz' unun ortalarında ABD' de bir çölde deneme amaçlı yapılan bomba patlatılmış ve patlamayı 30 kilometre uzaktan kaynakçı gözlüğü ile izleyen araştırma ekibinin başı Robert Oppenheimer kutsal Hint metinlerinden birini mırıldanmış: "Artık Ölüm' üm ben, dünyaları yok eden..."

Sonuçta bomba geliştirilmiş. Roosvelt ölmüş ve yeni başkan Harry Truman' mış. Bir noktada atom bombasının Japon' lara karşı kullanılıp kullanılmaması konusunda karar almak gerekiyormuş. Ve Harry Truman kullanmaya karar vermiş. Kitapta kullanmaya karar verme sebebini şöyle açıklıyor (hayatım boyunca bu sebebi merak etmiş ve kendi kendime cevap bulamamıştım):

Atom Bombasının Kullanılma Sebebi

Eğer bomba kullanılmaz ve savaş devam ederse büyük ihtimalle toplamda daha fazla insan ölecekmiş. Japonlar bombanın neler yapabileceğini görünce savaştan vazgeçip teslim olurlar ve böylece bir çok Amerikan askeri ve Japon' un hayatı kurtulur diye düşünülmüş.

Oysa yazar bana çok daha çarpıcı gelen ve bence gerçek kullanma nedenini de açıklıyor. Bu kısmı tam olarak yazarın cümleleri ile aktarmak istiyorum:

"Bombayı kullanmak için Truman' ın bir nedeni daha vardı: Ona sahipti! Bombanın gerisinde iki milyar dolarlık ve üç yıllık bir çalışma yatıyordu. Bütün bunların boşa gitmesine izin verebilir miydi? Bu dehşet verici şeyin Japonya' ya atılmasını emrettiğinde, aslında kullanılmamasına karar vermemek için kullanılmasına karar vermişti." *

Evreka, işte bu aşırı uzmanlık gerektiren gerektiren teknoloji ile ilgili kafamdaki en önemli soru cevap bulmuştu!

Yani siz dünyanın en büyük ülkelerinden birinin başkanı da olsanız, bir şekilde yatırım yapılmış, emek harcanmış ve iyi ya da kötü bir ürün elde edilmiş teknolojiyi "zararlı, kötü" diyerek ret edemiyordunuz.

Devletler Nükleere Hayır Diyebilir mi?

Yani eğer gelecekteki faydalarına inanıp, atom konusunda büyük harcamalar yapılıp sonucunda bir şey üretilmişse; bu şey bugüne kadar insanın yaptığı en kötü şeylerden biri olan atom bombası olsa bile buna "HAYIR" diyemiyordunuz. Böyle bir özgürlük ve yetkiniz yoktu.

Aynı şekilde genetik konusunda çalışmak, araştırma yapmak isteyen bilim adamlarının söylediklerine ikna olup genetik teknolojinin tarımda kullanılması konusunda büyük bir araştırma yatırımı yapıyorsanız ülke olarak, bu genetiği değiştirilmiş gıdalar bilinen en zararlı şeyler olsa bile bunları kullanmak ve kullandırmak zorundasınızdır. Başka bir şansınız olamaz.

Bu bilgi, bu gerçek bir tokat gibi çarptı suratıma. Artık nükleer teknolojinin iyi olabileceği ile ilgili tüm bilgileri bu süzgeçten geçirerek dinliyordum.

Aşırı Uzmanlaşma Gerektiren Teknolojiler

Sonra çok daha çeşitli bilgiler öğrendim. Yoğun uzmanlık gerektiren teknoloji ve sanayilerin alternatif maliyetlerinin ne olabileceğini. Yani mesela nükleer teknolojinin getireceği, olması düşük ihtimal olarak düşünülen tehlikelerin gerçekleşmesi durumunu... Veya küçücük bir verinin yanlış/eksik hesaplanması ile neler olabileceğini. Temiz-ucuz-güvenli olarak sunulan bu enerjinin:

- Santral inşası sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

- Gerekli madenin çıkarılması sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

- Reaktörün soğutulması sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

- Tesisin lojistik ihtiyacı sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

- Nükleer atıkların depolanması sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

- Sabotaja, doğal felaketlere karşı koruma önlemleri alınması ile oluşan kirlilik, masraf, riskler

- Sorun olması durumunda yayacağı radyasyon ile oluşan kirlilik, masraf, riskler

- Sökülmesi sırasında oluşan kirlilik, masraf, risklerin

neredeyse başka hiçbir kirletici ile karşılaştırılamayacağını öğrendim.

Ayrıca yenilenebilir enerjilerin ihtiyaç duyulan enerjiyi fazlası ile karşılayabildiğini, hatta insanların evlerinde kendi enerjilerini üreten sistemler kurarak çift yönlü sayaçlar kullanabileceğini de öğrendim. (Çift yönlü sayaç: Elektriği kullanabileceğinizden fazla ürettiğiniz zaman fazlası ana şebeke vasıtası ile elektrik kurumuna satılır ve sayaç size artı yazar. Ürettiğinizden fazla tükettiğiniz zamanlarda ise elektrik kurumu size elektrik satar ve size eksi yazılır. Böylece hem kesintisiz enerjiniz olur, hem de ürettiğiniz fazla elektrikten gelir bile elde etmeniz mümkün olur)

Yenilenebilir Enerji Yeterli

Kişiler, özellikle devlet yetkilileri nükleer santralin mutlak gerekli olduğunu savunurken enerji arz güvenliğini sağlamak için her tür kaynağı kullanarak çeşitlilik yaratmak gerektiğini şart olduğunu söylüyorlar. E tamam işte, o halde koca koca tesislere büyük paralar harcamak yerine her hanenin kendi enerjisini üreteceği bir sisteme destek olalım. Böylece üretilen artı değer gerçekten halka ulaşsın, hem de mümkün olan en yüksek kaynak çeşitlendirmesi yapılmış olsun. Yenilenebilir enerji kaynakları çok çeşitli ve insanlar üreteçlerini kendileri bile yapabilirler. Elektrik tüketimi de makul aletlerin kullanımı ile makul şekilde yapılırsa üretilen enerji yeterli olacaktır.

Para, para, para...

Ancak devletlerin bu noktaya gelmeleri pek mümkün değil. Nükleer teknolojisine çok yatırım yapıldı. Bununla ilgili ciddi bir ekonomi dönüyor. Birçokları bundan para kazanıyor. Yatırımı yapanlar elbette yaptıkları yatırımdan planladıkları geliri elde etmek isteyecekler. Ve mallarını satarken her satıcının yapacağı gibi mallarını övecek ya da alıcıyı korkutarak şunları diyecekler: "Nükleer olmazsa enerjisiz kalırsınız, az enerji ile gelişemezsiniz. Hem atom bombasına giden yol nükleer santralden geçer, bombasız kalırsanız güçsüz olursunuz. Gelin size bir nükleer santral yapalım, bu treni kaçırıyorsunuz."

Sonsöz

İnsanlık olarak koca bir sinema salonunda oturmuş ve perdeye bakıyormuşuz gibi geliyor.

Ve sanki bu perde yavaş,

                            ama çok yavaaş açılıyor...

O kadar yavaş ki,

            perdenin arkasındaki filmi net olarak seyredebilenler

                                                                           hep azınlıkta kalıyor...

 

 

Saygı ve sevgilerimle
Hakan Ozan Erzincanlı

 

* Davis, James C. (2004) İnsanın Hikayesi Taş Devrinden Bugüne Tarihimiz (Sayfa 354-355). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları
 

Bu makalenin orijinali www.tarimsal.com adresinde yayınlanmaktadır. Makaleyi, kaynak ve yazar belirtmek şartı ile istediğiniz yayın organında sınırsız olarak yayınlayabilirsiniz.

 

 

 

 

 

anasayfa