24.06.2007

2250 Yılında Tarım ve Yaşam



“Bundan 243 yıl sonra tarım ve yaşam nasıl olurdu acaba” diye hiç düşündük mü? Düşünce, öngörü ve planlarımız 20, en fazla 50 yıl ötesine geçmiyor. Bunun sebebi belki 50 yıl sonrasını hiç göremeyecek olmamız, dolayısı ile bu düşüncenin pragmatik (faydacı) olarak bizim için önemsiz olması ve bu tip düşünce tarzının günümüzün oportünist (fırsatçı) yaşam anlayışında yeri olmaması…

Bense biraz merak duygum, biraz egomun kışkırtması (243 yıl sonra bu satırları okuyup “ne kadar doğru öngörüler yapmış, bravo büyük adammış” denmesi) ancak en çok da daha bugünden, geleceğin korkutan senaryolarını önleyebilme umudu adına öngörülerimi aktarmak istiyorum. İşte başlıyoruz:

Doğal Yaşam:

Dünya nüfusu artacak. Ancak tahminime göre insan nüfusunun artması şöyle bir döngü; insan nüfusu arttıkça dünya çapında canlı oranı azalmakta. Yani mevcut canlıya dönüşebilir organik madde miktarı sınırlı olduğu için birçok hayvan türü (ki bunların büyük kısmı böcekler) yok olacak veya sayıları minimum seviyelere inecek. Bu hayvanların tamamının DNA kodları saklanarak olası tüm canlılar (canlı olarak) dünyanın çeşitli bölgelerindeki hayvanat bahçelerinde yaşatılacak. Ancak hayvanat bahçesi dediğimiz şeyler bugünkülerden farklı olarak bir çeşit tam kontrollü doğal park gibi olacak. Örneğin belli bir iklimde yaşayan canlılar için devasa bir doğal park olacak. O güne kadar yok olmuş ya da hala var olan ve sonuçta tam DNA zincirine bir şekilde ulaşılabilen tüm canlılar bu parklarda yaşatılacak. Örneğin bu parklarda DNA’ sına ulaşılan bazı dinozor türleri bulunacak. Belki bilmediğimiz daha birçok canlı… Hatta şunu da öngörebiliriz ki DNA’ sına ulaşılamayan ancak görünüşü bilinen veya soyağacındaki yeri tahmin edilebilen canlılar dahi o günün teknolojisi ile yeniden hayat kazanabilecek. (O günün teknolojisi ile fenotipik verilerden genotipik bilgiye ulaşılabilineceğini tahmin ediyorum.)

Dileyen ve yaşamsal riskleri kabul ettiğine dair sözleşme imzalayan insanlar da bu parklar içerisinde tam doğal olarak yaşayabilecek ve bu yolla hem gerçek insan doğası araştırılabilecek, hem de diğer canlıların ihtiyaç duyduğu önemli bir tür de orada temsil edilebilecek. Belki orada bulunan insanlar bebeklikten itibaren hiçbir modern dünya eğitimi almamış da olabilecekler. Sonuçta bu doğal parklarda doğal olmayan iki şey olacak: Birincisi orada yaşayan insanlar, ikincisi ise bir şekilde tüm canlıların sürekli izlenip takip edilmesi. Bu izleme sayesinde türleri doğal olarak yok olabilecek canlılar yeniden çoğaltılıp ortama salınabilinecek. Dahası tüm doğal yaşam konusunda sürekli devam edecek tam bir araştırma ve gözlem süreci bilimsel olarak temellendirilmiş olacak. Buralardaki doğal görüntüler isteyen kişilerin yaşam alanlarına doğal hologram görüntü olarak yansıtılabilinecek.

Su ve Su Kullanımı:

Buzullardaki buzlar eriyecek. Lakin artan nüfus, ya da artmasa bile modernleşip daha fazla enerji kullanan/doğal kaynak tüketen nüfus, dünyanın daha fazla ısınmasına sebep olacak. Isınma doğal olarak buzulları eritecek ancak bu durum susuzluk gibi çok daha kötü bir durumun önüne geçecek. Dünya çapında döngüye giren su miktarı, eriyen buzullardan gelen su ile artacak. Böylece daha fazla yağış olacak. Ancak su yine de modern insana yetmeyecek. Bu sebeple tüm yaşam alanları ve tüm su tüketim noktalarında veya daha mantıklısı bölgesel olarak belli merkezlerde, arıtılan su yeniden kullanıma verilecek. Bu suyun ana su kanalına (deniz, göl) ulaşması engellenecek. Yani tekrar, bugün baraj gölü dediğimiz "su kullanma depoları"na gelecek. O zamanlarda baraj gölleri yerine buharlaşmanın önüne geçilmiş kapalı sistemler olacak. Ve böylece su kullanımı konusunda modern insan büyük oranda kısıtlanmak zorunda kalmayacak. Bir de bu sular tekrar kullanıma verilmeden önce bir kez dondurulacak (bunun sebebi de bende kalsın).

Tarım:

Zor gibi görünse de aynı uygulama tarımda da olacak. Bir kere tarımsal üretim büyük oranda topraksız tarıma dönecek. Burada kullanılan su zaten bugün bile devir daim edilebiliniyor. Ancak organik tarım alanlarındaki sular da yeniden geri alınacak. Toprak altına tarımsal üretime başlanmadan önce alanın tamamını kaplayan su geçirmez örtüler çekmek veya daha iyisi her bir bitkinin altına gelen suyu alıp devir daime geri gönderecek toplayıcı platformlar kullanılacak. Ayıca doğaya ait ve insana ait su rezervleri kontrol altında olacak. Devir daimden bir şekilde azalan su doğal veya yapay kaynaklardan (yapay su üretimi) tamamlanacak. Ya da özellikle bol yağışlı bölgelerde tarım alanlarına yağan doğal yağışlar sebebi ile toplanıp devir daime karışan fazla su da doğal hayat rezervine geri verilecek.

İkincisine tarım demek biraz zor olmakla birlikte iki tip tarım olacak. (Bugün bana göre üç tip tarım mevcut: Birincisi bildiğimiz kimyasal gübre ve ilaç kullanımı ile yapılan konvansiyonel ya da modern tarım. Bu tip tarım topraksız tarımı da kapsıyor. İkincisi organik tarım. Yani insanların bilinçli olarak tarımsal ürünleri doğal yollarla ve kimyasal kullanmadan üretmeye çalıştıkları tip tarım. Üçüncüsü ise toplayıcılık ki bunun çerisine doğadan kendi kendine yetişen ürünler girmekte. Benim bakış ve anlatış açıma göre orman işletmeciliği sonucu ele edilen kereste, mantar vb gibi ürünler girdiği gibi balık avcılığı ile avlanan balıklar da buna girmekte.) 243 yıl sonranın dünyasındaki iki tip tarım; doğal alanlardan toplayıcılık ve tam kontrollü topraksız olacak.


Doğal alanlardan toplayıcılık: Organik tarım yerine ise büyük, geniş doğal havzalar oluşturularak tarımsal üretim toplayıcılığa dönüşecek. Toplanan tarımsal ürün miktarınca besin maddesi aynı su devir daiminde olduğu gibi çöplerden ayrıştırılarak toprağa, dolayısı ile bitkiye geri verilecek. Bu bitkisel ürün toplama alanları bugünkü ormanlar gibi işletilecek. Gereken tohumların gereken yerlere düşmesini sağlanması ve aşırı artan popülâsyonların o yıl/dönem daha fazla toplanması ile bölgedeki tarım sanki uzaktan kontrollü bir hale gelecek. Bu konudaki eğitim yani o günün ziraat mühendisliği eğitimi, ki bence bunun adı da toplulaşarak doğa mühendisliği olacak, daha ziyade canlı/bitki sosyolojisi, canlı/bitki psikolojisi, biyokütle kontrol sistemleri ve çeşitli strateji bilimlerinin öğretilmesi ve beş yıllık lisans eğitimi sonrası en az beş yıllık çıraklık eğitimi alınması ile gerçekleşecek.

Tam kontrollü topraksız tarım: Doğal alanlardan toplayıcılık sonucu kontrol edilemeyen ve tam verim sağlanamayan ürünler, yakıt amaçlı yağ ve benzeri yüksek kalori sağlayan ürünlerin üretimleri bu alanlarda, bitkilerin bir çeşit güneş reaktörü olarak kullanılması yolu ile üretilecek.

Hayvancılık: Hayvancılık anlamında benim öngörüm hayvan üreticileri açısından üzücü, hayvan severler açısından ise sevindirici. O da şu ki hayvancılık mesleği ve işi ortadan kalkacak. İnsanlar gıda amaçlı hayvan üretip bu hayvanlardan kendi lehine faydalanamayacak, insan gıdası temini amacıyla hayvan öldürmek ve sömürmek yasaklanacak. Et yapay olarak laboratuvarda üretilen bir besin maddesi olacak (ki bu şu anda da yapılabiliniyor). İleride bu teknik ucuzlayacak. Hayvan hakları çok katılaşarak hayvan ve insanların doğumları ile birlikte otomatik olarak edindikleri haklar yasal olarak eşitlenecek.


Kırsal Yaşam:

Şu an kırsalda yaşayan herkes kente göç edecek ancak bu süreç içerisinde kentteki insanlar da kırsala yerleşmeye başlayacak. Kentler yine kalabalık olmasına karşın kırsal alanda bugünün villa siteleri benzeri modern müstakil aile evlerinden oluşan modern köyler oluşacak.

Ulaşım:

Ulaşımda lastik kullanımı kalkacak ve levitatif teknikler ile (bugün Japonya’ da mevcut kullanılan mıknatıslı tren benzeri teknolojinin çok ilerlemişi) ulaşım sırasında meydana gelen sürtünme minimuma indirilecek. Bu teknolojinin uygulanması için yol ya hiç gerekmeyeceği (negatif madde teknolojisi ile levitasyon etkisi araçlara da kazandırılabilir.) ya da bugün yol dediğimiz yollar yerine doğaya gizlenmiş parkurlar kullanılacağı için ve konutların ve diğer insan ürünü cisimlerin görüntüsü doğaya adeta yedirilecek ve kırsal alanda görüntü kirliliği olmayacak. Gürültü kirliliği tamamen bitecek ve doğal sesler olacak.

.............

Belki daha öngörülebilecek çok husus var ve çok merak edilirse ileride bu fikirlerimi detaylı çizimlerle anlatarak bir kitap, belgesel, bilimkurgu film veya benzeri bir eserde toplama şansına kavuşabilirim. Kim bilir ?... Ancak bu yazının ömrü bu kadar ve bu kadar ile keselim.

Sonuçta şikâyetim, yazıma başlarken belirttiğim gibi anlık, 10 yıllık en fazla 50 yıllık öngörüler ile kısıtlanıp kalmış olmamızdı. Bence gereğinden fazla siyasi tartışmalar, mesleki çekişmeler, Ayşe’ nin saç kesimi, tuttuğumuz spor takımının durumu yerine ya da en azından onların yanında az biraz bile olsa “250 yıl ya da 500 yıl sonra dünya nasıl olacak acaba?” diye kendimize sorup tartışalım. Zaten emin olun bu sorunun cevabını ararken siyaset, mesleki gelişim, saç kesimi ve sportif gelişme anlamında bugünkünden çok daha iyi bir konuma geleceğiz.

Açıkçası ne kadar önemli olduğunu bilsek ya da bilmesek de fütüroloji (gelecek bilim) denen bir bilim dalı var ve hayatımızda nasıl ki psikoloji, sosyoloji, mühendislik ve matematik gibi bilim dallarından faydalanıyorsak bundan da faydalanmak, bu bilimi hayatımıza katmak zorundayız. Ben bu yazımda bir tarımcı ve araştırmacı olarak elimden geldiğince ve alanımın sınırlarından olabildiğince taşmamaya çalışarak bu bilimi kullanmaya gayret ettim. Umarım eğitim sistemimiz içerisine bu bilim dâhil edilir ve bizler zaman içerisinde bu bilimi çok daha iyi kullanıp çok daha adil, güzel bir dünyaya ve çok daha sağlıklı, mutlu bir hayata kavuşuruz.

Gelecek bilimin hayatımızın içine daha çok dâhil olması dileği ile…

Sevgi ve saygılarımla,

Hakan Ozan Erzincanlı
Ziraat Yüksek Mühendisi
www.tarimsal.com

 


Katkılar:

30 Haziran 2007

Arkadaşımızın 2250 Yılında Tarım ve Yaşam adlı yazısıyla gösterdiği duyarlılık umarım herkese örnek olur, nasıl bir dünya istediğimi belirlemek konusunda yaşam tarzımızın doğayla uyumlu olması sanırım insanların önünde duran sorulardan biri. Yazıyı okurken insanın dünyayı nasıl değiştirdiği konusuyla ilgili olarak Marx'ın bir cümlesi aklıma geldi:

"... İnsanı insan yapan şey sadece doğayı değiştirmesi değil, doğayı değiştirirken kendini de değiştirmesidir..."

Buradan hareketle kaçınılmaz olarak değiştirdiğimiz doğa karşısında insanoğlunun değişimini de sürdürülebilir bir doğa-insan ilişkisi zemininde yapmamız gerekecektir. Bu değişim elbette tüketim toplumunun iç dinamiklerinden çıkmayacaktır, zorunluluk haline gelecek, belki de tahminimizden acı olacak...

Bazı değişimler vardır, geri çevrilemez olarak adlandırılır, geri döndüremeyeceğimiz yüzlerce binlerce güzellik, doğanın parçası yok oldu, doğa onlarsız sarsıntılar geçirerek de olsa dengesini kurdu.. Bir Tazmanya Canavarı, Anadolu Parsı olmadan hayatımızı devam ettirebiliriz elbet.. Lakin tanımaya çalıştığımız doğa içinde hayatımız için ne denli önemli olduğunu bilmediğimiz canlıların yok olmasının hayatımıza yapacağı olumsuz etkilerin, eminim Spielberg'in korku filmleri gibi izleme ve yaşama zevki vermeyeceği kesin.  İnsanoğlunun değişiminden bahsederken bunun tümüyle bilimsel bir zemin üzerine oturtulmasını kastetmediğimi özellikle belirtmek isterim. Kaba bir benzetme olacak belki, ama değinmek isterim ki kimyacılar laboratuarda saf maddeler kullanırlar,
hemen hiçbir maddeyi doğada buldukları gibi kullanmaz laboratuarda... Bu yüzden laboratuarda oluşturulan suni şartlar altında saf maddelerle yapılan deneylerden elde edilen veriler üzerine kurulmuş teorilerin doğanın betimlemesini bütünsel olarak yapamayacağına inanmaktayım. 

Aristonunu olduğunu sandığım bir cümleyle cümleyle yazıma son verirken esenlikler diliyorum:


"Çok şeye sahip olmak değil, olabildiğince az şele iytiyaç duyarak yaşamak"


Ferit Yazgan

 
 

anasayfa